Katılmalı Sözleşme Nedir Yargıtay Kararı

Aşağıdaki Yargıtay kararında önceden içeriği belirlenmiş bulunan ve kitlelere yönelik hazırlanan katılmalı sözleşme tanımı yapılmıştır. Kararda ayrıca kayıp kaçak bedeli ve sayaç okuma bedeli adı altında alınan ücretlerin iadesine hükmedilmiştir.

Dikkat! (07.05.2017)

Ancak bu karardan sonra 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda bu bedellerin tahsil edilmesinin önünü açan yasal düzenlemeler yapılmış olup 07.05.2017 tarihi itibariyle bu düzenlemeler Anayasa Mahkemesi’nde derdest iptal davasının konusunu teşkil etmektedir. Henüz Anayasa Mahkemesi bu iptal davasının karara bağlamamıştır. Mevcut yasal düzenleme gereği bu bedeller tahsil edilmeye devam etmektedir.

3. Hukuk Dairesi         2015/7901 E.  ,  2016/4120 K.
“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalı … şirketinin elektrik abonesi olduğunu, davalının Nisan 2011 tarihinden itibaren %15 oranında kayıp- kaçak bedelinin haksız bir şekilde faturalara yansıttığını, toplamda 3.902,48 TL kayıp-kaçak bedeli ödemek zorunda kaldıklarını, kayıp-kaçak adı altında alınan bedelin yasal dayanağının bulunmadığını ve davalı şirketin haksız kazanç edindiğini ileri sürerek, 3.902,48 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu teknik veya teknik olmayan nedenlerle elektrik maliyetine yansıyan kayıp-kaçak bedelinin henüz özelleştirilmesi tamamlanmayan …ıtım A.Ş. adına taraflar arasındaki sözleşmenin 4. maddesi gereği tahsil edildiğini, yapılan tahsilatın sözleşme, usul ve yasaya uygun bulunduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İhbar olunan… Dağıtım A.Ş. vekili; hat, trafo ve teknik kayıp nedeni ile de oluşan kayıp-kaçak bedelinin EPDK kararlarına uygun bir şekilde zorunlu olarak tahsil edildiğini, Yargıtay kararlarının da bu şekilde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, tüketici dernekleri tarafından Danıştay’da açılan davanın da bekletici mesele yapılmasını talep etmiştir.
Mahkemece; davanın, kayıp-kaçak bedelinin istirdadı istemine yönelik olduğu, taraflar arasında elektrik enerjisi tedarik ve satış sözleşmesi tanzim edildiği, davacı şirketin, davalı şirketin elektrik abonesi olduğu ve kayıp-kaçak bedeli adı altında 3.902,48 TL ödemede bulunulduğu hususlarının sabit olduğu, uyuşmazlığın; elektrik abonelik sözleşmesine dayalı olarak kayıp-kaçak bedeli altında ödenen paranın iadesinin gerekip

gerekmediği noktasında toplandığı, tarafların tacir olup; taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli ve tarafları bağlayıcı nitelikte olduğu, davanın taraflarının ticarî işletmesinden kaynaklandığından olayda 4077 sayılı kanun hükümlerinin uygulama olanağı bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 4. maddesinde; sayaç okuma ve kayıp-kaçak bedellerinin tahsil edileceğine dair özel hüküm bulunduğu, TTK’nun 18/2. maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait bütün fâaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesinin esas olduğu, taraflar tacir olduğundan davacı şirketin sözleşmede yer alan hükümlerin haksız şart olduğunu ileri süremeyeceği, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gereken davacı şirket için sözleşmenin bağlayıcı olduğunu bilerek başlangıçta kayıp-kaçak bedeli adı altında bir bedel ödemeyi kabullendiğinden, kayıp- kaçak bedeli adı altında ödenen paranın iadesini talep edemeyeceği, bu nedenlere açılan davanın reddi cihetine gidilmesi gerektiği, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş. Hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanunî gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Uyuşmazlık; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (17/12/2014 tarih, 2014/7-1884 Esas, 2014/1045 sayılı kararıyla karar düzeltme kanun yolundan da geçen) 21/05/2014 tarih, 2013/7-2454 Esas, 2014/679 nolu kararı ve Dairenin istikrar kazanmış karar ve uygulamasına göre, elektrik abonelerinden alınmamasına karar verilen kayıp-kaçak bedelinin, tahsil edilebileceği şartının tacir olan davacının imzalamış olduğu sözleşmeyle kararlaştırılmış olması bir başka deyişle “sözleşmeyle hüküm altına alınmış olması” hâlinde, dağıtım şirketleri tarafından elektrik abonelerinden alınıp alınamayacağına ilişkindir.
Davalı şirket; kayıp-kaçak bedelinin davacıya fatura edileceğinin tacir olan davacının imzaladığı sözleşmeye konduğunu belirterek, davacının bu bedelden sorumlu olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiş ve mahkemece de aynı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenlerler, diledikleri konuda diledikleri kişiler ile sözleşmeyapabilirler. Bu olanak, BK’nu ve TBK’nunda öngörülen sözleşme özgürlüğü (akit serbestliği) ilkesinin bir sonucudur ve bu hak irade özerkliği (sözleşme hürriyeti) prensibi ile Anayasa (m.48) tarafından teminat altına alınmıştır. Bu sözleşme özgürlüğü çerçevesinde kişiler kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya nev’i şahsına münhasır (kendine özgü) sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit etmek, buyurucu ve yasak koyan kurallara, ahlâk ve âdaba aykırı olmamak şartıyla Kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tipini değiştirmek ve konusunu yasal sınırlar içinde tayin etmek hakkına haizdirler. Dolayısıyla bu özgürlük, sözleşmeyi yapma, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini düzenleme ya da değiştirme, sözleşmeyi ortadan kaldırma ve nihayet sözleşmenin tabi olacağı şekli belirlemeyi de kapsar.
Borçlar Hukuku’nun temelini oluşturan bireysel sözleşme, öneri, karşı öneri ve kabul gibi irade açıklamalarının uygunluğu ve uyuşmasının sağlanması, sözleşme hükümlerinin tartışma ve pazarlık konusu yapıldığı sözleşmedir. Ancak, sosyal ve ekonomik gelişmeler kitlelere yönelik hizmet gereksinimini yaratmış ve bireysel sözleşmenin kurulmasından önce bankalar, sigorta şirketleri, üretim ve pazarlama girişimcileri tek yanlı olarak sözleşmekoşulları hazırlamakta, bu şekilde gelecekte kurulacak belirsiz sayıda, aynı şekil ve tipteki hukuki işlemleri düzenlemektedirler. İşte önceden hazırlanan tipik sözleşme koşulları için genel işlem koşulları terimi kullanılmaktadır.
Bu tip sözleşmelere de tip sözleşme, katılmalı sözleşme, kitle sözleşme veya formüler sözleşme denilmektedir. Bu tip sözleşmelerde pazarlık yapılması söz konusu olmadığı gibi, çoğu kez fiyat konusu bile tarifelerle belirlenmekte ve pazarlık dışı bırakılmaktadır. İşte kitlelere yönelik bu sözleşmelerde girişimci karşısındaki diğer taraf, ya kendisine sunulan sözleşmeyi kabul edecek, ya da sözleşmeye konu edim veya hizmetten yoksun kalacaktır.
Elektrik ve su dağıtım hizmetlerinin, “tekel” niteliğinde yürütülen bir hizmet olduğu yargı kararları ile de kabul görmüştür. (YHGK’nun 15/03/2006 tarih, 2006/4-60, 74 Esas-Karar, 22/03/2006 tarih, 2006/4-12, 95 Esas-Karar, 09/04/2008 tarih, 2008/4-321, 303 Esas-Karar, 25/09/2013 tarih, 2012/3-1927 Esas, 2013/1406 Karar, 19. HD’nin 27/l0/2010 tarih, 2010/3757 Esas, 201/12071 Karar, 29/03/2012 tarih, 2011/14264 Esas, 2012/5280 Karar, 26/03/2012 tarih, 2011/12709 Esas, 2012/4943 Karar, 26/06/2012 tarih, 2012/4270- 10486 Esas-Karar, 18/10/2012 tarih, 2012/9013-15343 Esas-Karar, 12/02/2013 tarih 2012/14482 Esas, 2013/2610 Karar, 30/04/2013 tarih, 2013/387-7800 Esas-Karar, 13. HD’nin 16/06/2010 tarih, 2010/1500-8698 Esas-Karar, 16/11/2011 tarih, 2011/5707-16675 Esas-Karar, 29/09/2011 tarih, 2011/5231-13318 Esas-Karar, 17/11/2011 tarih, 2011/9381-16792 Esas-Karar, sayılı ilâmlarına göre)
6098 sayılı TBK’nun uygulanması ile ilgili olarak kişi açısından bir sınırlama yapılmamıştır. Yani genel işlem koşullarına ilişkin düzenlemeler tacirler yanında tacir olmayanlar (tüketiciler, alıcılar, müşteriler) içinde uygulanabilecektir.
25. maddesinde ise; Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konamaz.
13/01/2011 tarihli 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 55/f bendinde; 1-Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanunî düzenlemeden önemle ölçüde ayrılan, veya 2-Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananlar dürüstlüğe aykırı davranmış olur.
Hükümleri vazedilmiştir.
Yine 6098 Sayılı TBK’nun 20. maddesinin 4. fıkrasıyla da; kamu tüzel kişileri tarafından sunulan hizmetlere ilişkin sözleşmeler de, TBK’nun sağladığı genel işlem koşulları denetimine tabi hâle getirilmiştir.
25. maddede amaçlanan husus, karşı taraf açıkça bilgilendirilmiş, içeriğini öğrenme imkânı sağlanmış olsa bile hükmün dürüstlük kuralına aykırı şekilde konulamayacağı amaçlanmıştır. TBK’nun 25. maddesi, karşı taraf sözleşmeyi rızası ile imzalasa da, özellikle sözleşmeyi reddetme imkânının olmadığı bir başka deyişle alternatif sözleşme hükümleriyle ihtiyacın giderilemeyeceği durumlarda, elektrik abonelik sözleşmesini başka bir dağıtım şirketiyle yapma olanağının bulunmadığı hâllerde TBK’nunun 25. maddesi devreye girecektir.
Ayrıca; 2003 tarihli…, Müşteri hakları ve zararların tazmini başlıklı 33. maddesinde; “Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca elektrik enerjisi hizmeti alan müşterilerin hakları ve zararlarının tazmini konusunda, Kanunun 11. maddesi ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri ile buna ilişkin diğer mevzuat hükümleri uygulanır.”
Hukukumuzda asıl olan sözleşme özgürlüğü ise de; piyasa ekonomisinin hakim olduğu hukuk sistemlerinde sözleşme özgürlüğünden doğabilecek bazı sakıncalı durumlara engel olmak amacıyla sözleşme yapma mecburiyeti kabul edilmiştir. Bu mecburiyetin mevcut olduğu hâllerde sözleşme yapmaktan kaçınma hukuka aykırı bir davranış oluşturur.
Olayımızda; davalı şirketin sunduğu elektrik dağıtım hizmetinin tekel niteliğinde olduğu tartışmasızdır.
Bu durumda davacının; (kayıp-kaçak bedelinin fatura edilmemesi yönünde) alternatif bir elektrik abonelik sözleşmesi yapma imkân ve olanağı yoktur. Ayrıca; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bahsi geçen kararına göre kayıp-kaçak bedelinin dağıtım şirketleri tarafından elektrik abonelerinden alınamayacağı yönündeki ve Dairenin anılan bedelin kanunun verdiği genel ve soyut yetkiye dayanarak EPDK tarafından ihdas edilen ikincil mevzuat (Yönetmelik, EPDK Kurul kararları ve tebliğleri) hükümleri ile alınamayacağı, ancak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 73. maddesindeki esas ve ilkeleri karşılayan bir kanun hükmüyle alınabileceği (%2 TRT payında olduğu gibi) mevcut ikincil mevzuatın bu ilke ve şartları taşımadığı (yönetmelik, EPDK kurul kararları ve tebliğlerinin) yönündeki nihaî içtihat ve görüşlerine rağmen, sözü edilen bedelin (kayıp-kaçak) tekel niteliğinde yürütülen bir hizmete binaen sözleşmede kararlaştırılmak suretiyle davacıdan tahsilinin TMK’nun 2., TBK’nun 25. ve TTK’nun 55/f maddelerinde tarif edilen, dürüstlük kurallarıyla bağdaşdığı kabul edilemez.
6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1. maddesi, Türk Borçlar Kanununun zaman bakımından uygulanmasında genel kural olarak, geçmişe etkili olmama kriterini benimsemekle birlikte, anılan yasanın 2. maddesinde ise bu kuralın istisnalarına yer vererek, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kurallarının, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanacağı” belirtilmektedir. Genel İşlem Koşullarının içerik denetimine yönelik olarak, TBK’nun 25. madde hükümlerinin de kamu düzenini ilgilendiren hükümler olduğu kabul edilmelidir. Zira, bu kural hâkime doğrudan sözleşmeiçeriğine müdahale etme imkânı veren kuraldır.
Açıklanan nedenlerle, davalı tarafın verdiği hizmetin tekel niteliğinde olması karşısında TBK. 20. ve 25. maddeleri de nazara alındığında sözleşme özgürlüğünde bulunması gerekli güç dengesinin bir taraf aleyhine bozulduğu, sözleşme özgürlüğüne müdahale ile sözleşmeadaletinin sağlanması gerektiği kanısına varılmıştır.
Şu hâle göre; yukarıda açıklanan nedenler ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21/05/2014 tarih, 2013/7-2454 Esas, 2014/679 Karar sayılı kararı ile yine HGK’nun 17/12/2014 gün, 2014/7-1888 Esas, 2014/1045 sayılı karar düzeltme kararındaki ilkeler de nazara alınarak, davaya konu sözleşmede, kayıp-kaçak ve sayaç okuma bedelinin tahsili sözleşmeyle hüküm altına alınmış olsa bile, dağıtım şirketleri tarafından elektrik abonelerinden tahsil edilemeyeceği kabul edilip, mahkemece; yukarıda açıklanan ilke ve esaslar da gözetilerek; davacının fazladan ödediği alacak miktarının tespiti için, uzman elektrik bilirkişiden rapor alınarak, sonucu dairesinde bir karar verilmesi gerekirken; aksi gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

BUNA DA GÖZAT:  Türk Hukukunda Genel İşlem Koşulu Ve Haksız Şart

Bu yazıyı 14 kişi okudu.

〉〉〉 Aradığınızı bulamadıysanız avukata soru sor sayfasını kullanabilirsiniz!


Katılmalı Sözleşme Nedir Yargıtay Kararı
5 (100%) 1 vote

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İstanbulda en iyi hizmet veren evden eve nakliyat şirketleri beylikdz evden eve nakliyat beykoz evden eve nakliyat bostanci evden eve nakliyat kurtky evden eve nakliyat pendik evden eve nakliyat