yargitay

Kredi Masrafı İade Yargıtay Kararları

Bankaların tüketici kredileri kullandırırken çeşitli adlar altında tahsil ettikleri kredi masrafları Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin ictihadı gereği gerekli hukuki prosedür takip edilmek suretiyle ilgili bankadan geri alınabilmektedir. Aşağıda bu konuyla ilgili iki Yargıtay kararını bulabilirsiniz.

T.C.

YARGITAY
13. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2011/8196
KARAR NO. 2012/1183
KARAR TARİHİ. 26.1.2012

ÖZET : Alacak davasında ; davacı davalı bankadan sözleşme ile konut kredisi kullandığını, dosya masrafı adı altında para tahsil edildiğini, bu paranın bir karşılığı olmaksızın haksız olarak alındığını, tüketici ile müzakere edilmediğini, tüketici hakem heyetine de başvurup haksız şart olup tahsiline ilişkin karar aldırdığını bildirerek tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Banka, sadece kredinin verilmesi için zorunlu olan masrafları tüketiciden isteyebilir. Kredi verilmesi için gereken zorunlu masrafların neler olduğu konusunda ispat yükü ise davalı bankaya aittir. Mahkemece, davalı bankadan bu yönde delilleri sorulduktan sonra, konusunda uzman bilirkişi ya da heyetinden kredinin kullanılması için zorunlu masrafların neler olduğunun, kullanılan kredi miktarı gözetilerek davalı bankanın belirlediği miktarın makul olup olmadığının tespiti için bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı, davalı bankadan 27.04.2009 tarihli sözleşme ile 104.480 TL konut kredisi kullandığını, 2.089,60 TL dosya masrafı adı altında para tahsil edildiğini, bu paranın bir karşılığı olmaksızın haksız olarak alındığını, tüketici ile müzakere edilmediğini, tüketici hakem heyetine de başvurup haksız şart olup tahsiline ilişkin karar aldırdığını bildirerek 2.089,60 TL nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş,hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacının davalı bankadan 27.04.2009 tarihli sözleşme ile 104.480 TL konut kredisi kullandığı,kredi sözleşmesine ekli ödeme planında 2.089,60 TL peşin komisyon tutarı olarak gösterildiği ve davacıdan tahsil edildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı, 13.04.2010 tarihinde tüketici hakem heyetine başvurmuş, 070.6.2010 tarihli kararda dosya masrafı olarak alınan bu bedelin tüketici ile müzakere etmeden konulduğunu, haksız şart olduğu gerekçesi ödenen miktarın tahsiline karar verilmiştir.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 Sayılı Kanunla değişik 6. maddesi ile sözleşmelerdeki haksız şart düzenlenmiş ve “Satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı, değildir. Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden, standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir. 6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir … ” hükmü, yine 4077 Sayılı Kanunun değişik 6 ve 31 maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinde “satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketici ile akdedilen sözleşmede kullanılan haksız şartlar batıldır” hükmü getirilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 4.1, 4.2. maddesinde miktar belirtilmeksizin kredi ile ilgili masrafların,komisyonun, vergi ve harçların müşteri tarafından ödeneceği belirtilmiş, 4.4. Maddesinde “bankanın toplam kredi tutarına dilediği ad altında ve uygun göreceği oranda/tutarda komisyon tahakkuk ettirebilir ve bu komisyonları müşteriden tahsil edebilir. Müşteri, sözleşmeyi imzalamakta tatbik edilecek komisyon tutarlarının toplam kredi borcunun bir parçası olarak kendisi için her yönüyle bağlayıcı olduğunu kabul ve taahhüt eder.”şeklinde kararlaştırılmıştır. Yine 24.04.2009 tarihli kredi öncesi bilgi formunda,kullandırma dosya masrafının işlem tutarına göre değişiklik göstereceği, kullanılan kredinin % 3.25′i olarak hesaplanacağı, ekspertiz masrafları, teminatların sigortalanması ile ilgili sigorta primleri müşteriye ait olduğu,ait olduğu,ayrıca vergi, resim, harç, fon vs giderlerin müşteriye ait olduğu belirtilmiştir. Bilgi formuna ekli ödeme planında komisyon masrafı olarak 2.089,60 TL gösterilmiştir. Ancak, bu ücret ve masrafların hangi nedenlerle alınacağına dair sözleşmede ve bilgi formunda açıklayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Kural olarak davalı banka, sadece kredinin verilmesi için zorunlu olan masrafları tüketiciden isteyebilir. Kredi verilmesi için gereken zorunlu masrafların neler olduğu konusunda ispat yükü ise davalı bankaya aittir.

Aksi halde, içeriği somutlaştırılmayan diğer ücret ve masraflar başlığı altında maktuen belirlenen bir miktarın tüketiciden alınacağına dair hükmün yukarıda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, mahkemece, davalı bankadan bu yönde delilleri sorulduktan sonra, konusunda uzman bilirkişi ya da heyetinden kredinin kullanılması için zorunlu masrafların neler olduğunun, kullanılan kredi miktarı gözetilerek davalı bankanın belirlediği miktarın makul olup olmadığının tespiti için bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 26.01.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C
YARGITAY
13.HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ:27.06.2011
ESAS NO:2011/ 3576
KARAR NO:2011/ 10221

Dava: Taraflar arasındaki istirdat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

Karar: Davacı, davalı bankadan konut kredisi aldığını, bu esnada dosya masrafı ve ipotek ücreti adı altında 1645 TL ücret tahsil edildiğini, bunların sözleşmede yer alsalar dahi haksız şart olduğunu, hakem heyeti kararı ile bu paranın iadesine karar verildiğini ancak ödeme yapılmadığını belirterek, 1645 TL.nin davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne, 1.645,00 TL.nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Davacı eldeki davada, davalı banka tarafından konut kredisi verildiği esnada dosya masrafı ve ipotek ücreti adı altında kendisinden 1645 TL ücret tahsil edildiğini, bunun haksız olarak kendisinden alındığını belirterek bu bedelin davalıdan tahsilini istemiş, davalı ise alınan bedelin taraflar arasında imzalanan sözleşmeye uygun olduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 Sayılı Kanunla değişik 6. maddesi ile sözleşmelerdeki haksız şart düzenlenmiş ve <Satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu her türlü sözleşmede yer alan haksız şartlar tüketici için bağlayıcı, değildir. Eğer bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden, standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. Bir satıcı veya sağlayıcı, bir standart şartın münferiden tartışıldığını ileri sürüyorsa, bunu ispat yükü ona aittir. 6/A, 6/B, 6/C, 7, 9, 9/A, 10, 10/A ve 11/A maddelerinde yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen tüketici sözleşmeleri en az oniki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenir…> hükmü, yine 4077 Sayılı Kanunun değişik 6 ve 31 maddelerine dayanılarak hazırlanan Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinde <satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketici ile akdedilen sözleşmede kullanılan haksız şartlar batıldır> hükmü getirilmiştir.

Taraflar arasında düzenlenen 10.02.2010 tarihli Konut Kredisi Sözleşmesinin 6. maddesinde, <Müşteri işbu sözleşme hükümleri çerçevesinde kullandırılan kredi dolayısıyla, ödenmesi gereken her türlü vergi, resim, harç, sigorta primi, operasyon masrafını … Bank Asya’ya ödemekle yükümlü olduğunu kabul ve taahhüt eder> hükmü mevcuttur. Ancak, bu ücret ve masrafların hangi nedenlerle alınacağına dair sözleşmede ve bilgi formunda açıklayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, davalı banka, sadece kredinin verilmesi için zorunlu olan masrafları tüketiciden isteyebilir. Kredi verilmesi için gereken zorunlu masrafların neler olduğu konusunda ispat yükü ise davalı bankaya aittir. Aksi halde, diğer ücret ve masraflar başlığı altında maktuen belirlenen bir miktarın tüketiciden alınacağına dair hükmün yukarıda açıklanan yasa ve yönetmelik hükümleri karşısında haksız şart olduğunun kabulü gerekir. Öyle olunca, mahkemece, davalı bankadan bu yönde delilleri sorulduktan sonra, konusunda uzman bilirkişi ya da heyetinden kredinin kullanılması için zorunlu masrafların neler olduğunun ve miktarının tespiti için bilirkişi raporu alınması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte belirtilen nedenler ile davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 27.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

Uyuşmazlık Mahkemesi

Kamulaştırmasız El Atma Davalarında Görevli Yargı Yeri

ÖZET:Hukuki el koyma niteliğinde olan, imar planlarında belirtilen amaca uygun şekilde el atılmış bulunan taşınmazlar açısından açılacak kamulaştırmasız el atma davalarında görevli yargı yerinin idari yargı olduğuna ilişkin uyuşmazlık mahkemesi kararıdır.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ

Hukuk Bölümü         2012/317 E.  ,  2013/30 K.

Davacılar :1- G.S., 2- B.Ö., 3- A.Ç.Ş., 4- E.A.

Vekili      : Av. M.E.A.

Davalı     : Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili      : Av. B.Ş.

O L A Y : Davacı vekili, müvekkillerinin hissedar olduğu Ankara ili, Etimesgut İlçesi, Elvan Mah. 47977 Ada, 1 parsel sayılı ve220.510 m²yüzölçümündeki taşınmazın, yapılan imar planında, “Kentsel Rekreasyon Alanı” olarak ayrıldığını,  tapu kaydı üzerine kamulaştırılacak şerhi konulduğunu:  taşınmaza davalı idarece fiilen el atılmadığını ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.12.2010 tarih 2010/5 – 662 E. ve 2010/551 K. sayılı kararı ile bu tür yerlerin bedelinin ödeneceğine karar verildiğini, bugüne kadar idareye yapılan müracaatlara rağmen, hiçbir bedel ödenmediğini ifade ederek;  dava konusu taşınmazın toplam bedelinden, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000,00 TL’sı bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte, davalı idareden alınarak taraflarına ödenmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekili, ilk oturumda; davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle görev itirazında bulunmuştur.

SİNCAN 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ:17.5.2012 gün ve E:2012/49 sayı ile, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 16.05.1956 gün ve 1956/1-6 sayılı kararı gereğince idarenin kamulaştırma işlemi yapmaksızın taşınmaza el atması halinde malikin idareye karşı dilerse el atmanın önlenmesi, dilerse taşınmaz mülkiyetinin devri karşılığı tazminat talep edebileceğinin karara bağlandığı;  içtihadı birleştirme kararlarının bağlayıcı olduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 5 ve 18 Hukuk Dairelerinin aynı mahiyetteki istikrar kazanmış uygulamaları ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun geçici 6. maddesi hükmü gözetilerek kamulaştırmasız el atma talepli davalarda adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle, yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkartılması yolunda süresi içinde verdiği dilekçesi üzerine, dava dosyasının onaylı bir örneği Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uygulama ve Öğreti’de, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, “idari işlem”; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, “idari eylem” olarak tanımlandığı;  bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanununun 8’inci maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, “idari işlem”; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığı; dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, dava dilekçesinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.12.2010 günlü kararında, fiili el atma olmadan da hukuki el atmanın kamulaştırmasız el atma olarak nitelendirildiği ileri sürülmek suretiyle, imar planında kentsel rekreasyon alanı olarak ayrılan taşınmazının bedelinin ödenmesine hükmedilmesinin istenildiğinin anlaşıldığı; bu bilgiler karşısında; davanın, davacının taşınmazının, imar planında kentsel rekreasyon alanına ayrılması sebebiyle mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamadan kaynaklanan tazminat talebiyle açıldığı sonucuna ulaşıldığı; dava dilekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında, mülkiyet hakkına getirildiği söylenen kısıtlamanın, taşınmazın maliki yönünden zarar doğurucu sonuçlarının olabileceğinde kuşku bulunmadığı, ancak; bu sonuç ya da sonuçlar, yukarıda da söylenildiği üzere, genel ve düzenleyici nitelikte bir idari işlem olan imar planında taşınmazın kentsel rekreasyon alanı olarak gösterilmesinden; bu planda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulamalarından; başka anlatımla da, idari işlemlerden ve davalı idarenin imar planı gereği yapılması gereken kamulaştırmalar konusundaki hareketsizliği şeklinde ortaya çıkan idari eylemlerden kaynaklandığı; idari işlem ve eylemlerden doğan zararların tazmini taleplerinin ise; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12 ve 13′üncü maddeleri uyarınca, idari yargı yerlerinde açılacak tam yargı davalarına konu edilmelerinin, anılan yasa hükümlerinin gereği olduğu; bu bakımdan, hukuka uygunluklarının denetimi ve zarar doğurucu sonuçlarının giderilmesi İdari Yargı’nın görev alanında bulunan idari işlem ve eylemlerin hukuk düzeninde yaratmış oldukları etki ve sonuçların, “kamulaştırmasız el atma” olarak nitelendirilmesine ve bu olumsuz sonuçlarla ilgili tazminat taleplerinin adli yargı yerlerinde açılacak tazminat davalarına konu edilmelerine, hukuken olanak bulunmadığı; dolayısıyla, davanın taşınmazın bedelinin tahsiline hükmedilmesi istemine ilişkin kısmının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2′nci maddesinin 1′inci fıkrasının (b) bendinde yer alan “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,” hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden bahisle; 2247 sayılı Yasa’nın 10′uncu maddesi uyarınca,  olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURiYET BAŞSAVCISI;Dava dosyasının incelenmesi sonucunda; Ankara Büyükşehir Belediyesinin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8 – 18. Maddesi uyarınca arazi ve imar uygulamalarına ilişkin işlemler kapsamında, davacının hissesinin de bulunduğu 47977 parselde bulunan taşınmazın okul yeri olması karşısında, bu parseldeki bedelin ödenmesine ilişkin davanın; dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında, davanın anılan Kanun’un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı; Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ye işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1 -b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı; uyuşmazlık konusu, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği:  bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Sincan 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/49 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Serdar ÖZGÜLDÜR’ün Başkanlığında, Üyeler: Mustafa AYSAL, Eyüp Sabri BAYDAR, Sıddık YILDIZ, Nurdane TOPUZ, Sedat ÇELENLİOĞLU ve Ayhan AKARSU’nun katılımlarıyla yapılan 14.1.2013 günlü toplantısında::

l-İLK İNCELEME: Başvuru yazısı ve dava dosyası örneği üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilinin, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcısı’nca, 10. maddede öngörülen biçimde, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oy birliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet BAYHAN ile Danıştay Savcısı Tuncay DÜNDAR’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Davacıların hissedar olduğu taşınmazlarına, imar planında kentsel rekreasyon alanı olarak ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız el atıldığından bahisle, taşınmazın toplam bedelinden, fazlaya ilişkin ve ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000,00 TL’sı bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek kamu alacaklarına uygulanan en yüksek  faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde;  “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur.

a) Bölge planları; sosyo – ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.

b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.

Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.

Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.

İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.

c) (Ek: 3/7/2005 – 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmü;

Aynı Kanun’un 18. maddesinde, “İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re’sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında “düzenleme ortaklık payı” olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 3/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez…” hükmü yer almıştır.

Dava dosyasında bulunan Etimesgut Belediye Başkanliği Plan ve Proje Müdürlüğü’nün 31.1.2012 tarih ve …/336-2008 sayılı yazısından;  dava konusu 47977 ada 1 sayılı parselin de içerisinde bulunduğu alana ait 1/5000 ölçekli Elvan-Saraycık-Yeniçimşit Bölgesi II.Etap Nazım İmar Planının Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 18.04.2002 tarih ve 180 sayılı kararı ile onaylandığı,  47977 ada 1 sayılı parselin bulunduğu alanın onanlı 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ile “Ağaçlandırılacak Alan” olarak ayrıldığı; 1/5000 ölçekli Revizyon Nazım İmar Plan kararları doğrultusunda yapılan 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planının Etimesgut/Belediye Meclisinin 21.11-2003 tarih ve 219 sayılı kararı ile uygun görülerek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığınca onandığı; onanlı plana ait Elvan II-III ve IV nolu plan etaplarına ait 1/1000 Ölçekli 85126 nolu Uygulama İmar Planının 20.03.2008 tarih ve 8355 yevmiye numarası ile tapuda tescil gördüğü ve bu tarihte de planın kesinlik kazandığı; İmarın 47977 ada 1 sayılı parselin onanlı 1/1000 ölçekli İmar Planındaki kullanım kararının Kentsel Rekreasyon Alanı değil “Ağaçlandırılacak Alan” olduğu, ancak 85126 nolu kesin parselasyon planının Ankara 3. İdare Mahkemesinin 15.01.2009 tarih ve Esas No.2006/1769, Karar No.2009/52 sayılı kararı ile iptal edildiği belirtilmiş; taşınmaz üzerinde plan doğrultusunda bir tesis bulunmadığı anlaşılmıştır.

Olayda, davacıların hissedar olduğu taşınmazın imar planıyla Kentsel Rekreasyon Alanı kullanımında kaldığı belirtilerek, tapu kaydı üzerine kamulaştırma şerhi konulmasına rağmen kamulaştırılmadığı, taşınmaz üzerinde düzenleme yapılmadığı, kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanun uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yer alan davacıya ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup,  belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde yer alan “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile davalı vekilinin görev itirazının, Asliye Hukuk Mahkemesince reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ  : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, davalı vekilinin GÖREV İTİRAZININ REDDİNE İLİŞKİN Sincan 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 17.5.2012 gün ve E:2012/49 sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 14.1.2013 gününde OY BİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

yargitay

Anonim Şirketlerde Hisse Haczi

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 
Esas: 2013/16016 
Karar: 2013/23512

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Borçlu icra mahkemesine yaptığı başvuruda; 3.kişi ….. Dış Tic. AŞ.’de bulunan hisse haczinin usule uygun yapılmadığını bu nedenle geçersiz haciz işlemine dayanarak kıymet takdiri yapılması, bilanço ve ticari defterlerin ibrazı yönünde 3.şahıs ……. San ve Dış. Tic. AŞ’ne muhtıra gönderilmesinin usulsüz olduğunu belirterek şikayette bulunduğu anlaşılmıştır.

Borçlunun şikayeti bu haliyle; hisse haczinin yasaya aykırı olduğu nedeniyle haczin geçersiz olduğuna ilişkindir.

Anonim şirketlerde hisse senedi çıkarılması zorunluluğu yoktur. Hisse senedi çıkarılmış ise, bunlar İcra İflas Kanunu’nun menkul mallarla ilgili haciz ve muhafaza hükümlerini düzenleyen 88.maddesi uyarınca icra müdürlüğünce haczedilebilir ve muhafaza altına alınır. Hisse senedi çıkarılmamış ise, borçlunun üçüncü kişi nezdinde bulunan ve henüz kıymetli evraka bağlanmamış hisse hakları İİK.nun 94.maddesi gereğince şirkete haciz yazısı tebliğ olunarak haczedilir. Borçlunun hissesinin haczedildiğinin tebliği üzerine, anonim şirketçe, haczin şirket pay defterine işlenmesi zorunlu olmakla birlikte, haciz, şirket pay defterine işlenmemiş olsa bile şirkete tebliğ tarihinde yapılmış sayılır. Öte yandan icra müdürü mahalline (şirket merkezine) bizzat giderek, haczi şirkete tebliğ etmek suretiyle ve bu hususu tutanakla tespit ederek çıplak pay haczini yapabilir. Bu durumda da, haczin şirkete tebliğ edildiği tarih haciz tarihi sayılır. Anonim ve hisseli komandit şirketlerin henüz kıymetli evrak niteliğinde senede bağlanmamış hisselerinin haczinde İİK.nun 94.maddesi doğrultusunda yapılan tebliğden sonra şirket idaresi itirazda bulunmamış veya itiraz reddedilmiş ise hisselerin borçlu adına ve hesabına şirket nezdinde ve mamelekinde bulunduğu kesinleşir.

Bu durumda mahkemece şirket hisse haczinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı yönünde İİK 88 ve İİK 94.maddeleri uyarınca araştırma yaparak oluşacak sonuca göre karar vermesi gerekirken, yazılı gerekçe ile muhtıranın iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

belirsiz alacak davası

Kısmi Dava İle Belirsiz Alacak Davası Arasındaki İki Önemli Fark

1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile eski kanunda mevcut olmayan Belirsiz Alacak Davası kavramı mevzuatımızdaki yerini almış oldu. Uygulamada çoğu zaman Kısmi Dava ile karıştırılan ve aralarında ne fark olduğu anlaşılamayan Belirsiz Alacak Davası ile Kısmi Davanın iki önemli farkına değinmek istiyorum.

1. Faiz Başlangıcı Açısından Fark

Kısmi dava şeklinde açılan davalarda başlangıçta talep edilen meblağ davanın ilerleyen sürecinde ıslah ile arttırılabilmekte. Islah ile arttırılan kısma ilişkin faizin mutlaka davacı tarafından ıslah dilekçesinde talep edilmesi gerekmektedir. Fazlaya ilişkin meblağ için faiz başlangıcı da temerrüd tarihi veya dava tarihi değil ıslah tarihi olacaktır.

Belirsiz alacak davasında ise ıslah kurumuna gerek kalmaksızın dava sürecinde uyuşmazlık konusu meblağın belirli hale gelmesi ile talep edilen meblağın arttırılması mümkündür. Talep arttırım dilekçesi ile arttırılan meblağ için faiz başlangıcı talep tarihi değil temerrüd tarihidir.

2. Zamanaşımı Açısından Fark

Kısmi dava şeklinde açılan dava zamanaşımını sadece ilk etapta talep edilen miktar için kesecektir. Bu da ıslah tarihinde arttırılan meblağ açısından zamanaşımı iddiasının ileri sürülebileceği anlamına gelmektedir.

Belirsiz alacak davasında ise davanın açılması ile uyuşmazlık konusu meblağın tamamı için zamanaşımı kesilmekte, talep arttırıldığında artık zamanaşımı iddiası ileri sürülememektedir.

yargitay

ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİ VE MÜTESELSİL SORUMLULUK

YARGITAY

9. Hukuk Dairesi         

2011/26973 E.
2012/10277

ÖZET: ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNDEN SÖZ EDEBİLMEK İÇİN İLK OLARAK MAL VEYA HİZMETİN ÜRETİLDİĞİ BİR İŞYERİ OLMALI VE BU İŞYERİNDEKİ İŞVERENDEN İŞ ALAN VE İKİNCİ BİR İŞVEREN (ALT İŞVEREN) BULUNMALIDIR. ALT İŞVEREN FAALİYETİNİ ASIL İŞVERENİN İŞ­YERİNDE YÜRÜTSE DE İŞYERİNİ KENDİ İŞ ORGANİZASYONU KAPSAMINDA BAĞIMSIZ ŞEKİLDE ÖRGÜTLEYEBİLİR. ANCAK YİNE DE ALT İŞVERENİN FAALİYETİ, ASIL İŞVERENİN MAL VEYA HİZMET ÜRETİMİNE KATKI SAĞ­LAMAYA YÖNELİKTİR. BU YÖNÜYLE MAL VEYA HİZMETİ SATIN ALAN KİŞİ, SATIŞ İADE, ŞİKAYET GİBİ KONULARDA ASIL İŞVERENİ MUHATAP ALIR.

MAĞAZACILIK ALANINDA FAALİYET GÖSTEREN ŞİRKET, MAĞAZA İÇİNDE BİR BÖLÜMDE UNLU MAMULLER İŞİNİ BAŞKA BİR İŞVERENE VERMİŞ OLUP, FAALİYETİN MAĞAZA İÇİNDE VE ŞİRKETİN BELİRLEDİĞİ ESASLAR DAHİLİNDE YÜRÜTÜLMESİ, ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNİN VARLIĞINI GÖSTERİR. DAVALI ŞİRKETİN DİĞER ALT İŞVEREN KONUMUNDAKİ DAVALILARLA MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN SORUMLU TUTULMASI GE­REKİRKEN HUSUMET YOKLUĞU SEBEBİYLE DAVANIN REDDİNE KARAR VERİLMESİ İSABETLİ DEĞİLDİR.

Davacı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMK’nın 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı işçi, davalı M… T… A.Ş.’ye ait mağazada alt işverenler olan diğer davalılar işçisi olarak çalıştığını, davalı M… T… A.Ş.’nin asıl işveren sıfatıyla sorumlu olduğunu ileri sürerek, bir kısım işçilik alacaklarının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalılardan, T… Mühendislik İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. ile K… Gıda Turz. San. Tic. Ltd. Şti.’ye ticaret sicildeki adreslerine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca tebligat yapılmış, cevap verilmemiş, duruşmalara katılın­mamıştır.

Davalı M… T… A.Ş., şirketin gıda ve ihtiyaç maddeleri satış işiyle iştigal eden bir firma olup, davacı ve M… arasında herhangi bir iş ilişkisi bulun­madığını, M… ile K… Gıda Turz. San. Tic. Ltd. Şti. arasında herhangi bir sözleşmenin bulunmadığını, M… T… A.Ş. ile T… Mühendislik İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. arasında bir kısım mağazalarında unlu mamuller satış alanı olarak ayrılan alanların işletilmesi hususunda akdedilen “Çerçeve Alan Tahsis Söz­leşmesi” bulunduğunu, bu sözleşme gereğince işletici olan T… Mühendislik İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti.’nin sözleşme yaptığı bölümü kendi nam ve hesabına işlettiğini ve sigorta primlerinin de bu şirketçe ödendiğini, davalılar aralarında organik bir bağ olmadığı gibi alt-üst işverenlik ilişkisi de bulunmadığını savunarak bu nedenle husumet yönünden davanın reddini talep etmiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, M… haricindeki davalı şirketlerin ticaret sicil kayıtları ge­tirtilmiş, adresleri ve faaliyet alanları araştırılmıştır. M… T… A.Ş. ile T… Mühendislik İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. arasında “Çerçeve Alan Tahsis Sözleşmesi” imzalanmış ise de aynı iş kapsamında T… Fırın Ltd. Şti. ve K… Gıda Turizm Ltd. Şirketlerinin de faaliyette bulunduğu bu şirketler arasında organik bağ olduğu gerekçesiyle T… Mühendislik, T… Fırın ve K… şirketlerinin birlikte sorumlu oldukları kabul edilmiştir. Ancak M… T… A.Ş. ile T… Mü­hendislik İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. arasında imzalanan “Çerçeve Alan Tahsis Sözleşmesi” kapsamında M… mağazaları içerisinde kiralanan unlu mamuller işletmeciliğinin M… dışındaki davalılarca yapıldığı ve bu firmanın kendi işçilerini çalıştırdığı, işçilerin işe alınması ile sözleşmelerinin feshinde ve çalışma şartlarının belirlenmesinde bu firmanın söz sahibi olduğu gerekçesiyle da­valılardan M… T… A.Ş. yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir.

D) Temyiz:

Kararı yasal süresi içinde davacı vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

Davalılardan M… T… A.Ş. ile diğer davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi olup olmadığı temel uyuşmazlığı oluşturmaktadır.

Davalılar arasındaki ilişkinin esasları, M… T… A.Ş. ile davalılardan T… Mühendislik Şirketi arasında imzalanan “Çerçeve Alan Tahsis Sözleşmesi” ile belirlenmiştir. Sözleşmede, M… mağazası içinde belirlenecek bir alanda unlu mamuller imali ve satışının yapılacağı, alan kirasının, net satış rakamlarının belli bir yüzdesi olarak ödeneceği kararlaştırılmıştır.

Bahsi geçen sözleşmenin konuyla bağlantılı hükümleri aşağıdaki gibidir:

Madde 4.7: İşletici tahsis edilen alanı kısmen veya tamamen başkasına devredemez, kiralayamaz. Ortaklaşa kullanamaz.

Madde 4.8: M… herhangi bir sebeple mağazadaki faaliyetine ara verirse işletici tayin edilen sürede faaliyetini sonlandırmak durumundadır. Bunun için tazminat talep edemez.

Madde 4.9: İşletici mal kabul, teşhir, kullanılan etiket, görsel mal­zemeler, müşteri hizmetleri, kalite, servis, temizlik ve diğer konularda M…’nin vereceği eğitimlere katılmak, standartlarına uymak zorundadır.

Madde 4.11: İşletici, satışa sunacağı malların fiyatını kendi tespit edecektir. Ancak fiyatlandırmada M…’nin temel prensibi olan pahalı olmama özelliği aranacaktır. Satış fiyatları çevredeki zincir, büyük market ve yerel market satış fiyatlarından daha yüksek olmayacaktır.

Madde 4.13: İşletici, sözleşmenin ekinde bulundurulacak olan ürün listesi ile taahhüt edeceği ürün çeşitlerinin tamamını hiçbir eksik olmaksızın satışa sunmayı kabul ve taahhüt ettiği gibi, mevsimsel ve sezonluk etkilere göre güncel halde tutmayı, tahsis edilen ürünlerin sergilendiği rafları her zaman dolu vaziyette bulundurmayı kabul ve taahhüt eder.

Madde 5.1: İşletici kendisine tahsis edilen alanda yapacağı her türlü dekorasyon ve tadilattan önce mutlak suretle projeyle birlikte M…’den ön izin almayı ve işleri M… denetim ve gözetiminde yapmayı taahhüt eder.

Madde 5.8: M… tahsis edilen alanın yerini gerek gördüğü takdirde tek taraflı olarak değiştirebilir. İşletici bu değişikliğe itiraz edemez. İşleticinin itirazı sözleşmenin feshi sebebidir.

Madde 6.1: İşleticiye tahsis edilecek her alanın tahsis bedeli, tahsis edilen alanda işleticinin yapmış olduğu satışlardan satış iadeleri ve katma değer vergisi düşüldükten sonra elde edilen net satış üzerinden taraflarca imzalanacak ek protokol ile belirlenecektir.

Madde 6.3: İşletici satış yaptığı alanda konsinye mal satış raporunu günün sonunda mağaza yöneticisine verir.

Madde 6.4: İşleticinin alacağı olarak kaydedilen tutarın M… tarafından ne zaman ödeneceği daha sonra imzalanacak ek protokolle belirlenecektir.

Madde 8.1: Mağaza müdürleri gerekli gördükleri takdirde işletici per­sonelini uyarabilirler ve/veya gerekli düzenlemelerin yapılmasını, eksikliklerin giderilmesini isteyebilirler.

Madde 8.3: İşletici kendisi ve personelinin M… genelinde tespit edilen iş kurallarına uygun davranılmasını sağlamayı kabul ve taahhüt etmiştir.

Madde 8.4: İşletici, M… tarafından belirlenen ve talep edilen kıyafetleri giymeyi ve personeline giydirmeyi kabul ve taahhüt etmiştir.

Madde 8.7: M…’nin talebi halinde işletici personeli eğitim programına katılmak zorundadır.

Madde 10.1: Çalışma saatleri M… tarafından belirlenir. Belirlenmiş çalışma saatleri M… tarafından tek taraflı olarak değiştirilebilir. İşletici be­lirlenen saatler arasında işletilen yeri açık tutmaya ve müşterilere hizmet vermeye mecburdur.

Sözleşmenin eki niteliğinde ek protokollerle alan tahsis bedeli, net satışın belli bir yüzdesi (%5-15) + KDV’si olarak belirlenmiştir. İşletici he­sabına alacak olarak kaydedilen tutarın ödenme süreleri de ek protokollerle belirlenmiştir.

Davacı işçinin M… mağazası içinde faaliyet gösteren unlu mamuller işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Unlu mamuller işyerinin M… T… şirketine ait mağaza içinde faaliyet gösterdiği tartışmasızdır. T… Mühendislik şirketi ve bu şirketle organik bağı olan şirketlerin unlu mamuller imali ve satışı işini kendi nam ve hesaplarına yapmaları ilişkinin asıl işveren alt işveren ilişkisi olarak değerlendirilmesine engel oluşturmaz. Belirtmek gerekir ki, alt işveren de kendi organizasyonu kapsamında bağımsızdır.

Asıl işveren alt işveren ilişkisinden söz edebilmek için ilk olarak mal veya hizmetin üretildiği bir işyeri olmalı ve bu işyerindeki işverenden iş alan ve ikinci bir işveren (alt işveren) bulunmalıdır. Alt işveren faaliyetini asıl işverenin işyerinde yürütse de işyerini kendi iş organizasyonu kapsamında bağımsız şekilde örgütleyebilir. Ancak yine de alt işverenin faaliyeti, asıl işverenin mal veya hizmet üretimine katkı sağlamaya yöneliktir. Bu yönüyle mal veya hizmeti satın alan üçüncü kişi (müşteri), satış, iade, şikayet gibi konularda asıl işvereni muhatap alır.

Somut olayda mağazacılık alanında faaliyet gösteren M… T… A.Ş., mağaza içinde bir bölümde unlu mamuller işini başka bir işverene vermiş durumdadır. Faaliyetin mağaza içinde ve M… T… şirketinin belirlediği esaslar dahilinde yürütülmesi, asıl işveren alt işveren ilişkisinin varlığını gösterir.

Asıl işverence işin yürütümü esasları belirlenmiş, işçilere asıl işverenin belirlediği kıyafetler giydirilmiş ve böylece hizmet sunumu açısından birliktelik sağlanmıştır. İmal edilecek ürünlerin miktarı, kalitesi, satışa sunumu, fiyatı, davalı M… tarafından belirlenmiştir.

Unlu mamuller biriminin günlük çalışma saatlerinin M… tarafından belirlenmesi, satışının M… mağazası kasalarından yapılması, belli periyotlarla satış bedelinden tahsis bedeli dışında kalan tutarın işletici hesabına hak ediş olarak aktarılması da asıl işveren alt işveren ilişkisinin kabulünü gerektirir.

M… işyerinde unlu mamuller yapımı ve satışa sunumu işi asıl işin bir bölümü olarak değerlendirilse dahi, verilen işin, işletmenin ve işin gereği olarak teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir iş olduğu kabul edil­melidir. Unlu mamullerin özellikle imali özel bir teknolojiyi, birikimi ve ayrı bir yetki belgelerine sahip olmayı gerektirir. Unlu mamullerin teşhir ve satışa sunumu aşamasında da mağazacılık uygulamalarının dışında özel yöntemler kullanılabilir. Bu yönden de somut olayda asıl işin bölünerek alt işverene verilmesinde yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

Davalılardan T… şirketi ile M… şirketi arasındaki ilişkinin asıl işveren alt işveren ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği noktasında verilen ilk derece mahkeme kararları Dairemizce onanmıştır (Yargıtay 9. HD 31.01.2006 gün 2006/29579 E., 2006/1832 K.). Aynı şekilde T… şirketi ile davalı M… arasındaki ilişkinin asıl işveren alt işveren ilişkisi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönünde Dairemizin onama kararları mevcuttur (Yargıtay 9. HD 11.06.2006 gün, 2008/5256 E., 2009/16543 K.).

Davalılardan M… T… A.Ş.’nin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6. maddesi uyarınca diğer davalılarla birlikte müştereken müteselsilen sorumlu tutulması gerekirken, mahkemece yazılı şekilde adı geçen davalı yönünden husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı ge­rektirmiştir.

F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeple (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 27.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.